Merhabalar! Bugün Ankara'da hava bir garip. Genellikle kapalı, ara ara güneş yüzünü göstermek için çabalıyor. Nem yüksek sanırım. Dedim ya garip, basık bir hava var. Daha önce yazdığım gibi, havalar düzeldiğinden beri her gün yürümeye çalışıyorum. Güzergahımda ruhuma iyi gelen pek çok şey var. Bugün sizlerle onları paylaşmak istiyorum. Yani bol fotoğraflı bir yazı olacak.
Ama öncesinde bir hatırlatma yapmak istedim. Ben 11 yıldır böyle kiloluyum. Ancak özellikle, buraya taşındıktan sonra insanlar beni çok sıkmaya başladılar. Benim gibi aşırı kilolu olanlar benzer davranışlarla mutlaka karşılaşmışlardır. Sokağa çıktığınız zaman dönüp, dönüp size bakıyorlar. Karşıdan gelirken trene bakar gibi gözlerini size dikiyorlar. Hatta daha ileri gidip, yanınızdan geçerken, ha ha ha yürü yürü belki zayıflarsın ya da, sen zayıflayabileceğini mi sanıyorsun diyenler oluyor. Önceleri bu tür davranışlar beni çok üzüyordu. Sokağa çıkmak istemiyordum. Bazen dönüp cevap veriyordum. ( Tabii bu tartışma yaratıp, daha çok gerilmemden başka bir işe yaramıyordu.) Artık bu tür bakışlara gözümü, seviyesiz sataşmalara da kulağımı kapatmayı öğrendim. Artık beni üzemiyorlar. Ama yeri gelmişken yazmak istedim. Belki bu tür davranışlarda bulunup da beni okuyan birileri görür. Yaptığı yanlışı anlar. Ya da benim gibi, bu tür davranışlara maruz kalanlar yalnız olmadığını anlar ve daha dik durur. Şişmanlık bir hastalıktır. Kimse durup dururken, çok yediği için yüz kilonun üzerine çıkmaz. Ayrıca kimse bu hale gelmeyi de istemez. Bunların altında bazı sağlık sorunları yatar. Bir gün sizin başına gelmeyeceğinin bir garantisi var mı? Lütfen biraz daha duyarlı olalım...
Neyse bu kadar laf kalabalığı yeter değil mi? Şimdi yürüyüş güzergahımdaki güzelliklerle yazımı yumuşatayım :)) Görüntülerin kusuruna bakmayın. Hem cep telefonuyla çektim, hem de gün ışığında ekran karardığı için göz kararı fotoğraflar oldu...
Bu salıncak beni çağırdıysa da, oturmadan devam ettim...
Bu arada, bu yıl yürürken kulaklıkla müzik dinlemeye başladım. Daha önce bunu yapmıyordum. Yorulunca tempom düşüyordu. Ancak bu yıl sevdiğim hareketli müziklerden, karışık bir liste oluşturdum. Böylece tempom hiç düşmüyor. Bugün fotoğraf çekmek için sık sık durdum tabii. Ama ne yapayım, bunları sizlerle paylaşmak istedim...
Park boyunca böyle levhalarla karşılaşıyorsunuz. Hem bitkileri tanıyorsunuz, hem de ne kadar yürüdüğünüzü görüyorsunuz...
Yürüyüşten döndüğümde öğlen yemek saatim gelmişti. Hatta hazırlayana kadar, biraz da gecikti. Bu nedenle çok özenli fotoğraf çekemedim. Şekerim düşünce bu kadar oldu, idare edin...
Bir parça derisi alınmış, fırın torbasında pişmiş tavuk pirzola, bir et hakkı demek. Bir bardak ayran, bir süt hakkı, yanında bir dilim tam buğday ekmeği ( fotoğraf çekerken unutmuşum ) bir tahıl hakkı demek. Yağsız salatayı istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz. Aslında alışınca yiyecekleri sayarak tüketmek bu kadar kolay. Eh ne diyelim, sağlıklı beslenelim, bol bol hareket edelim ve kilolara vedalaşalııım...
Share This :
















comment 0 yorum
more_vert